Bilgi Deposu

bilgisayfasi
 
AnasayfaAnasayfa  ­KapıKapı  ­TakvimTakvim  ­SSSSSS  ­AramaArama  ­Üye ListesiÜye Listesi  ­Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  ­Kayıt OlKayıt Ol  ­Giriş yapGiriş yap  
Yeni Başlık Gönder Cevap Gönder

kanuni zamanında deniz aşırı seferlerde neden başarılı olamamıştır

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek
Yazar Mesaj
suna
Misafir




MesajKonu: kanuni zamanında deniz aşırı seferlerde neden başarılı olamamıştır Çarş. Ara. 23, 2009 3:42 pm

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Yazar Mesaj
sorunsuz
Misafir




MesajKonu: Geri: kanuni zamanında deniz aşırı seferlerde neden başarılı olamamıştır Ptsi Ocak 18, 2010 9:56 pm

I- Rodos Adasının Fethi (1522- 1523) .................................................. .......................................
II-Kanuni Devrinde Türk Denizcilerinin Faaliyetleri .................................................. ................

1- Oruç Ve Hızır Reisler .................................................. .................................................. ........
2- Barbaros Hayrettin Paşa- Osmanlı Hizmetine Girmesi .................................................. .......
3- Barbaros Hayrettin Paşa’nın İlk Seferi Ve Tunus’un Zaptı ..................................................
4- Venedik Ve Müttefikleriyle Harp .................................................. .......................................
5- Preveze Deniz Seferi Ve Akdeniz Hakimiyeti (28 Eylül 1538) ..........................................
6- Osmanlı- İspanyol Mücadelesi Ve Fransızlara Denizden Yapılan Yardım .........................
7- Turgut Reis Ve Deniz Savaşları .................................................. .........................................
III- Hint Ve Umman Seferleri .................................................. .................................................. ..
1- Piri Reis Ve Hint Sularındaki Faaliyeti .................................................. ...............................
2- Murad Reis’in Süveyş Kaptanlığı .................................................. .......................................
3- Seydi Ali Reis .................................................. .................................................. ...................
SONUÇ ................

BİBLİOGRAFYA
GİRİŞ
Osmanlı denizciliğinin, Kanuni devrindeki seviyesini bulmasında, II.Bayezid ve Yavuz Selim devrinde donanma üzerindeki çalışmaların çok büyük rolü vardır.her iki hükümdar devrinde de Türk donanması hem sayı, hem de teknik bakımdan mühim gelişmeler göstermiş, aynı zamanda artık Türklerde de Avrupalı meşhur amiraller ayarında denizciler görülmeye başlanmıştır. II.Bayezid devri denizcilerinden Kemal reis bunların en meşhurlarındandır. Daha sonra Yavuz Selim zamanında Haliç tersanesinin inşası ve donanmaya bir çok yani gemiler katılması, II.Bayezid zamanındaki denizciliğin üzerine eklenen değerli bir hamle olmuştur.
Kanuni Süleyman’ın ilk seferini teşkil eden Belgrad fethinde Tuna nehrinde donanma hayli iş görmüştü.[1] Sıra, Rodos adasının alınmasına gelmişti. Nitekim buradaki şövalyelerin Ridaniye savaşı sırasında Memlûklere, isyanı sırasında da Canberdi Gazalî’ye yardımda bulunmaları sebebiyle onların cezalandırılması gerekiyordu.[2] Öte taraftan adanın stratejik konumu ve Anadolu sahillerine yakınlığı sebebiyle Türk ve müslüman ticaretine engel teşkil ediyordu. Mısır ve Suriye’nin de Osmanlılara geçmesi bu adanın alınmasını zaruri kılmıştı ve ada 1523’de Osmanlı topraklarına katıldı.[3]
Osmanlı donanmasının bu engellenemez yükselişi Barbaros Hayrettin Paşa’nın Osmanlı devleti hizmetine girmesiyle beraber doruk noktasına ulaşmıştır.
Barbaros Hayrettin paşa, ilk seferini Güney İtalya kıyılarına doğru düzenlemiş, yapılan bu seferler neticesinde Recyo, Santaluksa, Sitraro’yu ele geçirmiştir. Tunus’a birkaç ay sahip olan Hayrettin Paşa savaştı, uzun müddet direndi, fakat kalabalık Hıristiyan ordusu karşısında Tunus’tan çıkmak zorunda kaldı.[4]
Hiç şüphesiz Barbaros Hayrettin Paşa’nın Türk denizcilik tarihinde unutulmaz bir isim olmasını sağlayan, düşman kuvvetlerinin sayıca üstünlüklerine rağmen kazandığı Preveze Deniz zaferidir. Bu sefer neticesinde Akdeniz bir Türk gölü haline gelmiştir.[5]
Preveze Deniz zaferinden sonra Barbaros Hayrettin Paşa, Cezayir’i ele geçirmek üzere sefere çıkan İspanya kralı Şarlken’e karşı harekete geçti. Dört ay Cezayir’de sürdürülen kuşatma savaşlarında oldukça zayiat veren Şarlken, geri çekilmek zorunda kalmıştır.[6]
Türk tarihinin yetiştirdiği ünlü Kaptân-ı Derya, Barbaros Hayrettin Paşa’nın ölümünden sonra, Osmanlı donanması, onun yetiştirdiği Turgut Reis’e emanettir artık.
Turgut Reis, Tunus’un Nehdiyye limanını kendisine üs edindi. 1551 senesinde Trablusgarb’ı Malta şövalyelerinin elinden aldı. 1553 yılında ise Korsika adasının fethi tamamlanmıştır.[7]
Vasco do Gama’nın 1498 yılında Ümit Burnu’nu keşfetmesinden sonra, Portekiz, Hint okyanusuna hakim olmuş ve bu yeni yolda Hindistan’a ve Uzak Doğuya ulaşmıştı. Böylece, Kızıldeniz’de de stratejik noktaları işgal etmiş olan Portekiz, Basra, Hicaz ve Yemen’de Osmanlı Devleti ile karşı karşıya gelmişti.[8]bundan başka Portekizlilerin mezalimlerinden dolayı Gücerad hükümdarı Bahadır Şah da Osmanlılardan yardım istiyordu. Böylece, Osmanlı Devleti tarafından Hindistan sularına kuvvetli bir sefer yapılması kararlaştırılıp bu iş için Hadım Süleyman Paşa görevlendirilmiştir. Süleyman Paşa ilk icraatı olarak Kızıldeniz’in kapısı olan Aden’i almakla işe başlamıştır.[9]
Süleyman Paşa’nın Yemen’e, aradan da Mısır’a dönmesinden sonra, Portekizliler, Kızıldeniz’e girdiler, Cidde’ye saldırdılar. Fakat kale dizdarının ve Mekke emiri Şerif Numey’in kahramanca karşı koymasıyla, püskürtüldüler.[10]
İkinci Hint seferi 1551 senesinde Pirî Reis kumandası altında icra edildi. Ancak bu sefer, Pirî Reis’in, Hürmüz kalesini kuşatmadaki başarısızlığından ve Basra’da gemilerin çoğunu ve askerleri bırakmasından dolayı suçlu görülerek idam edilmesiyle sonuçlanmıştır.[11]
Üçüncü Hint seferi Murat Reis tarafından düzenlenmiştir. Hürmüz adası civarında Portekizlilerle yaptığı savaşı kaybeden Murat reis görevinden alınmıştır.[12]
Dördüncü Hint seferi Seydi Ali Reis tarafından düzenlenmiştir. Filosuyla yola çıkan Seydi Ali Reis, Maskad açıklarında bir Portekiz filosunu perişan etti, Portekiz gemilerinin bir kısmı battı, bir kısmı gece karanlığında kaçtı.[13]
Seydi Ali Reis, İstanbul’a gelmek üzere karadan yola çıktı; Sind, Hint, Zabulistan, Bedahsan, Maveraunnehir, Harezm, horasan ve İran memleketlerinden geçerek Anadolu yoluyla üç senede İstanbul’a geldi.
Seydi Ali Reis, bu seyahatten bahis ile kaleme almış olduğu “Mir’âtü’l-Memalik” isimli eserini Sultan Süleyman’a takdim ederek seksen akçe yevmiye ile hünkâr müteferrikası oldu ve arkadaşlarına da ikram edildi.
BİRİNCİ BÖLÜM
RODOS ADASININ FETHİ
(1522- 1523)

Belgrat’ın fethinden sonra sıra, Rodos adasının alınmasına gelmişti. Buradaki şövalyelerin Ridaniye savaşı sırasında, Memlûklara, isyanı sırasında da Canberdi Gazali’ye yardımda bulunmaları sebebiyle onların cezalandırılmaları gerekiyordu.[15] Bundan başka adanın coğrafi vaziyeti ve Anadolu sahillerine yakınlığı dolayısıyla Türk ve Müslüman ticaretine engel olan bir korsan adası idi. Bundan dolayı evvelce de alınmasına lüzum görülmüşse de muvaffak olunamamış, fakat Mısır ve Suriye’nin Osmanlılara geçmesi bu adanın alınmasını artık kat’i ve zaruri kılmıştı.[16]
Belgrat seferinden parlak bir muvaffakiyetle dönen Kanuni Sultan Süleyman, Rodos’a bir sefer icrasına karar verirken, bu korsan yuvasının zararlı faaliyetlerine son vermeyi hesaplıyordu. Bu sırada siyasi durum da Osmanlıların lehine bir durum arz etmekteydi. Zira Batılı devletler Rodos şövalyelerinin imdadına koşacak veya denizlerde olmazsa karadan Türkleri tehdit edecek halde değillerdi. Macarlar Belgrat’ın zaptı dolayısıyla yeni bir darbe yemişlerdi. Başlarındaki kral II. Layoş da becerikli bir kimse değildi. Denizde ve karada Osmanlıları en fazla tehdit edebilecek bir kudrete sahip olan Alman imparatoru Şarlken Fransa kralı Fransuva ile mücadele ediyordu. Hıristiyanlar arasında bir Haçlı ittifakı kurmakta rolü olabilecek olan Papa X. Leon, Alman papazı Luther ile uğraşıyordu. Denizlerde Osmanlılara en büyük tehlike teşkil edecek olan Venedikliler Osmanlılarla yeni bir antlaşma yapmışlardı. Rodos’a yardıma kalktıkları takdirde, bu müdahalenin kendilerine sağlayacağı menfaatlerden olabilirlerdi.[17]
Rodos, On iki Ada ve Anadolu sahillerindeki Bodrum’a hakim olan Rodos Saint-Jean tarikat devleti, 1291’de Filistin’den kovularak 1308’de buraya gelmiş ve yerleşmişti. Çelebi Sultan Mehmet, şövalyelerin, Timur’un fethettiği Gâvur İzmir kalesindeki taleplerini önlemek gayesiyle onlara, sıkışık bir durumda iken, Bodrum kalesini vermiş, bu suretle şövalyeler Anadolu kıyısına da atlamışlardı. Şövalyelerin yaşayış gayesi, Müslümanlar ile savaşmaktı. Kudretli bir donanmaları vardı. Bunlar, tek bir milletten değildiler. Avrupa’nın her milletinden çoğu asil olmak üzere Saint-Jean (Hazret-i Yahya) tarikatına girenler, gerekli vasıflar gösterdikleri takdirde, Rodos devlet teşkilâtına dahil olurlardı. Tarikat, başta papa olmak üzere, Avrupa devletlerinden pek geniş ölçüde yardım ve bağış kabul ederdi. Bundan dolayı Osmanlı Devleti’nin Rodos’a savaş açmakta, birçok hakkı vardı.[18]
Osmanlı hükümeti bir taraftan Rodos baş şövalyesi Vilye dö Lil Adam’a mektuplar gönderip, ada hakkındaki amacını ona sezdirmek isterken diğer taraftan da, adaya gönderdiği casuslar vasıtasıyla oradaki durum hakkında bilgi almakta idi. Fakat baş şövalye de İstanbul’daki hazırlığın adaya karşı yapıldığını casusları vasıtasıyla öğrenmişti. Bu nedenle o da ciddi savunma önlemleri alıyor ve papa ile Fransa kralından yardım istiyordu. Bununla beraber vezir-i âzam, baş şövalyenin korkusunu giderecek mektuplar yazıyor, böylece onun kuşkularını gidermeye çalışıyordu. Fakat baş şövalye, her ihtimale karşı, adaya bir yıl yetecek yiyecek ve savaş malzemeleri sağlamaktan geri kalmıyordu.[19]
Rodos seferine vezir Ahmed Paşa serdar olmak istediyse de, Pirî Paşa’nın tavsiyesiyle ikinci vezir Çoban Mustafa Paşa tayin olundu.
Mustafa Paşa, donanma ile denizden hareket ettiği sıralarda, Sultan Süleyman da Kapıkulu askerleri ve diğer eyaletlerin Tımarlı sipahileriyle birlikte karadan yola çıktı. Karşı kıyılara gelmiş olan kara kuvvetleri de adaya sevk edildi ve kuşatmaya başlandı. Kuşatmanın uzun sürmesi, Avrupa’yı harekete geçirmiş, dolayısıyla Nesina ve Napoli limanlarında adaya yardım için asker ve gemi hazırlanıyordu. Bununla birlikte Osmanlı kuvvetleri, Rodos istihkâmlarını tamamen tahrip etmişlerdi ve yardım gelmeden adayı almaya çalışıyorlardı. Rodos’un fethi tamamlanmak üzere iken baş şövalye son bir çareye baş vurdu. Şöyle ki; Vaktiyle II. Bayezid, kardeşi Cem Sultan hadisesi nedeniyle Rodos şövalyeleriyle imzalamış olduğu antlaşmanın bir fıkrasında, kendi sülâlesinden bir hükümdar Rodos şövalyeleriyle savaşacak olursa onu kınayacak idi. Baş şövalye bu antlaşmayı Sultan Süleyman’a gönderdi; padişah, bunu okuyunca yırtıp attı ve kalenin kesin olarak teslimini istedi.[20] Bu girişimden olumlu sonuç alamayan ve Avrupa’dan da gelecek yardımdan ümidini kesen baş şövalye, şu şartlarla kaleyi teslime razı olmak zorunda kaldı:

1- Bütün şövalyelerin eşya ve silahlarıyla, Rodos adasıyla Rodos’a tabii adalardan on iki gün zarfında çekilip gitmeleri,
2- Rodos’tan ayrılan kimselerin Girit’in Kandiye limanına kadar naklinin Türk gemileriyle yapılması,
3- On iki günlük müddet zarfında Rodos kalesine sadece dört bin kişilik yeniçeri ordusunun girmesi, ordunun diğer kısmının şehrin bir mil uzağına çekilmesi,
4- Şehirde kalacak kimselerin dini âyinlerde serbest olması,
5- İsteyenlerin de üç sene zarfında Rodos’u terk edebilmeleri,
6- Rodos ahalisinin beş sene müddetle vergiden muaf tutulması,
7- Adadan kapıkulu Ocakları için devşirme alınmaması,
8- Antlaşma şartlarının eksiksiz tatbiki için yirmi beş şövalye ile Rodos ahalisinden yirmi beş kişinin Osmanlı karargâhında rehin bulunması.[21]

Rodos kalesi ve adası ile beraber On iki Ada’nın tamamı ve Bodrum (Halikarnassos)’da teslim olmuştur.[22] Böylece Kanuni, Yavuz’un “Hırsız adası” dediği bu zorlu beldeyi fethetmiştir.[23] Bodrum’un fethi Anadolu tarihi bakımından dam mühimdir. Çünkü burası, Anadolu’da Hıristiyanların elinde bulunan tek toprak parçasını teşkil ediyordu.
Rodos’a derhal Türk göçmenleri yerleşmeye başladılar. Bir çok camii, imaret, mektep medrese, çeşme, yol yapılıp ada imar edildi. Rodos, bir sancak (vilayet) merkezi oldu ve buraya daima bahriye sancakbeyleri (tümamiraller) vali tayin edildi.[24]
İKİNCİ BÖLÜM
KANUNİ DEVRİNDE TÜRK DENİZCİLERİNİN FAALİYETLERİ


Osmanlı denizciliğinin, Kanuni devrindeki seviyesini bulmasında, II. Bayezid ve Yavuz Sultan Selim devrinde donanma üzerindeki çalışmaların çok büyük rolü vardır. Her iki hükümdar devrinde de Türk donanması hem sayı, hem de teknik bakımdan mühim gelişmeler göstermiş, aynı zamanda artık Türklerde de Avrupalı meşhur amiraller ayarında denizciler görülmeye başlamıştır.[25]

1- ORUÇ VE HIZIR REİSLER:

Oruç ve Hızır Reis’ler, babaları ve dedeleri Tımarlı sipahi olan bir Türk ailesinden idiler. Selânik-Manastır arasındaki Yenice-i Vardar ilçesinde doğmuşlardır. Fatih Sultan Mehmet devrinde, Cenevizli bir ailenin elindeki Midilli adası fethedildikten sonra buraya atanan Tımarlı sipahiler arasında Oruç ve Hızır Reis’lerin babaları Yakub da bulunuyordu. Yakub’un İshâk, Oruç, Hızır ve İlyas adlarında dört oğlu vardı. Bunlardan çocukluğunda denizciliğe çok hevesli olup korsanlığa başlayan Oruç reis, kardeşi İlyas ile birlikte denizlerde faaliyetlere başladılar.[26] İlyas Reis’in ölümü üzerine iki kardeş beraberce denizciliğe başlamış ve Oruç reis, kardeşine nispetle daha tecrübeli olduğundan başkanlık ona verilmiş ve Türk leventlerinin “Baba Oruç” dedikleri bu değerli denizci bu suretle küçük bir filo kumandanı olarak daha geniş surette çalışmağa başlamıştı.
Cezayir’in Oruç ve Hızır Reisler tarafından işgali mühim bir hadise oldu; burada bulunan İspanyollar Cezayir’in karşısındaki Penon adasına iltica ederek derhal Şarlken’den yardım istediler; o tarihte henüz İspanya kralı bulunan Şarlken Cezayir’e bir donanma gönderdiyse de Oruç Reis’i buradan çıkaramadılar.
Cezayir’i harple Baba Oruç’tan alamayan İspanyollar, kara yoluyla burayı elde etmek için Telemsan Emirini memur ettilerse de bunu vaktinde haber almış olan Oruç Reis Telemsan’ı aldı. Oruç Reis Telemsan’da kalarak burayı müdafaa etti; fakat İspanyolların şiddetli muhasarası ve yerli halkın onlara yardımı üzerine yedi ay müdafaadan sonra Cezayir’e dönmek üzere, kuşatmayı yarıp dışarı çıktığı sırada vurularak şehit oldu. (1518) Onun ölümünden sonra kardeşi Hızır Reis, Cezayir hükümdarı olmuştur.[27]
2- BARBAROS HAYRETTİN PAŞA - OSMANLI HİZMETİNE GİRMESİ

Osmanlı denizciliğinin en önemli ismi olan Hızır Reis, Barbaros lakabıyla tanınmıştır.[28] Din ve devlet yolunda başardığı büyük işlerden dolayı, Kanuni Sultan Süleyman tarafından kendisine “Hayreddin” ismi verilmiştir.[29]
Midilli Adası’ndaki Banova köyünde doğdu, 4 temmuz 1546’da İstanbul’da öldü. Babası Yakup Ağa, Eceovalı (Gelibolu) bir sipahi, annesi Midilli halkından Katalina adında bir Hıristiyan idi.[30]
Osmanlı ordusu, karada fevkalâde başarılar kazandığı halde, denizlerde henüz başarı derecesi pek üstün değildi. Geniş kıyılara sahip olan Osmanlı Devleti, bu kez karşısında İspanya kralı ve Alman imparatoru Şarlken’i bulmuştu; bu nedenle denizde başarılı olması gerekli idi. Bu sebeple usta bir denizci olan Andrea Dorya ile mücadele edebilecek mahir bir denizci gerekli idi. Sultan Süleyman, Barbaros’a bir ferman göndererek “yerini bir ehline bırakıp derhal İstanbul’a gelmesi, şayet orada yerine güvenilir biri yoksa bildirmesi” talimatını vermişti. Bunun üzerine Barbaros Hayrettin Paşa Ağustos 1532’de İstanbul’a geldi[31]

3- BARBAROS HAYRETTİN PAŞA’NIN İLK SEFERİ VE TUNUS’UN ZAPTI

Barbaros Hayrettin Paşa, Haleta’dan İstanbul’a döndükten sonra Osmanlı donanmasıyla ilk seferini Mayıs 1534’de gerçekleştirdi. Şöyle ki;
Barbaros Hayrettin Paşa, 80 gemiden oluşan bir donanma ile İtalya kıyılarına yöneldi.[32] Nesina boğazında Recyo (Reggio) şehrine yüklendi. Buranın ahalisi şehri bırakıp kaçmıştı. Barbaros Reggio’yu tahrip etti. Oradan yine İtalya kıyılarındaki Santaluksa (Santa Lucca)’ya hücum etti. Burayı da ele geçirdikten sonra İtalyan kalesi, Sitraro (Citraro)’ya yöneldi. Sitraro’nun limanındaki on sekiz gemiyi yaktı.[33]
Barbaros, Güney-İtalya sahillerini vurduktan sonra Cezayir’e gitti ve müsait hava ile Tunus önlerine geldi; Tunus’ta Beni Hafs ailesinden Mevlây Hasan hükümdardı.
Barbaros, Halkuvad’a gelerek, Tunus’u zapt etmek üzere karaya asker çıkardı. Mevlây Hasan kaçtı ve Tunus işgal edildi.
Mevlây Hasan etraftan topladığı kuvvetle iki defa Tunus üzerine geldiyse de muvaffak olamayarak kaçtı ve imparator Şarlken’e müracaat ederek yardım istedi.
Şarlken 1535 senesinde Andrea Dorya kumandasında beş yüz parça donanma hazırlattı; imparator bizzat hareket ederek Halku’l-Vad’a gelip yirmi beş bin kişilik kuvvetini karaya çıkardı[34]. Hayrettin, Tunus’a ancak birkaç ay sahip olabildi.[35] Hayrettin Paşa savaştı, uzun müddet direndi, fakat kalabalık Hıristiyan ordusu karşısında Tunus’tan çıkmak zorunda kaldı. İspanyolların yardımıyla Tunus’u elde etmiş olan Hasan, 1540 yılında kendi oğlu Ahmet tarafından hal’ edilmiştir. Ahmet’le gelen İspanyollar, Tunus’ta her türlü taşkınlığı yaptılar.[36]

4- VENEDİK VE MÜTTEFİKLERİYLE HARP:

Sürekli olarak iki yüzlü siyaset izleyen Venedik Cumhuriyeti, Osmanlılara karşı düzenlenen deniz savaşlarında Şarlken’in yanında yer alıyor ve her fırsatta Osmanlı ticaret gemilerini ele geçiriyordu. Osmanlı Devleti ile dostluk antlaşmasına rağmen Venedik’i düşmanca hareketlere sevk den sebep, Papa III. Paul idi.[37]
Papa III. Paul, Türklere karşı Hıristiyanları bir araya getirmeğe çalışıyordu. Bu cümleden olarak I. Fransuva ile Şarlken’in arasını bularak on senelik bir mütâreke yaptırmış bunları Türklere karşı sevk ederken Venedik de bu ittifaka girmişti.[38]
Bu sırada Bosna Beyi Gazi Hüsrev Bey, Venediklilere ait Solin ve Kilis ile bazı kaleleri zapt ederken aynı senede ikinci vezir Lütfi Paşa, donanmadaki kara askerine serdar olarak Barbaros kumandasında bulunan donanma ile birlikte Adriyatik denizine hareket ettiler.[39] Müşterek hedef, Venedik üzerine İtalya seferi olup, Korto adasının fethi kararlaştırılmıştı.[40]
Yüz otuz beş tanesi kadırga, ötekileri diğer gemilerden oluşan iki yüz seksen parça donanma, İtalya’nın doğu sahillerini vurmağa memurdu; donanma o taraflara giderken Andrea Dorya, Gelibolu tersane kethüdası Ali Kethüda kumandasıyla donanmaya katılan on iki kadırgayı batırmış, bu haber padişah tarafından duyulunca Korto adasının muhasarası Lütfü Paşa’ya emrolunmuştur; Andrea Dorya Osmanlı donanmasının Korto’ya geldiğini haber alınca Nesina’ya kaçmış ve Venediklilere ait olan Korto muhasara altına alınmıştı. Fakat kış mevsimi başlamak üzere olduğundan yirmi gün kadar süren bu muhasaradan bir netice alınamadı.[41] Öte yandan Barbaros, Venediklilere ait olup deniz hizmetinde kullanılan Şira Patmos, Naksos adalarını fethetti.[42]

PREVEZE DENİZ SEFERİ VE AKDENİZ HAKİMİYETİ
(28 EYLÜL 1538)
Osmanlı donanması, adaları birer birer fethederken müttefik devletleri oluşturan Şarlken imparatorluğu, Venedik, papalık ve Portekiz donanma kumandanlarının Korto adasında toplanmalarını kararlaştırdılar. Burada yapılan görüşmelerde Şarlken tarafı, “korsan yatağı olan Cezayir’in alınmasını”, Venedik Cumhuriyeti ise “Türklerin eline geçen adaların geri alınmasını” ileri sürmüşlerdi.[43]
1538 Eylülünde cihan tarihinin en büyük deniz vuruşmalarından biri, belki birincisinin vuku bulacağı an yaklaşırken, Vezir Süleyman Paşa’nın Hint Okyanusu donanması, Gücerât’ta Hindistan’a çıkartma yapmış, Kanuni ise, Kuzeydoğu Romanya’da bulunuyordu.
1538 yazında, cihan tarihinin o âna kadar gördüğü en büyük armada, hemen bütün Avrupa Hırıstiyan devletlerinin katılmasıyla meydana gelmişti. Charles-Quint, bu korkunç kuvvete Andrea Dorya’yı başkumandan tayin etti. Armada, İspanya, Almanya, Venedik, Portekiz, küçük devletlerden Ceneviz, Malta, Floransa, orta devletlerden papalık vs. devletlerin donanmalarından müteşekkil idi. Ancak Fransa ile İngiltere, Haçlı Donanmasına gemi vermemişlerdi.[44]
Barbaros Hayrettin Paşa donanma ile İstanköy taraflarında bulunduğu sıralarda düşman hakkında malûmat almak üzere korsan reislerinden olup Osmanlım hizmetine girmiş olan Turgudca adındaki kaptanı ileri gönderdi; bu keşif donanması kırk parça düşman kadırgasına rastlayıp asıl düşman donanmasının Preveze’de olduğunu öğrenmişti.
Barbaros süratle ilerleyerek yolda Kefalonya adasını vurduktan sonra Preveze’ye geldi ve üç seri gemiyi haber ve almak üzere düşman sahillerine yolladı.[45]
Papa, Portekiz, İspanyol, Venedik ve diğer Avrupalı kuvvetlerden meydana gelen Haçlı donanmasında üç yüz gemi, altmış bin asker ve iki bin beş yüz top vardı. Türk donanmasında ise yüz yirmi iki gemi, sekiz bin asker ve gemilerin baş taraflarında üçer adet uzun menzilli 166 top vardı.[46]
Andrea Dorya’nın hazırladığı Harp Meclisi 22 Eylül 1538 günü Kortu adasında toplandı.
Barbaros Hayrettin de Harp Meclisini 25 Eylül 1538 günü Preveze’de kurmuştu. Bu mecliste şunlar vardı:
Derya kaptanı Büyük Amiral Barbaros Hayrettin Paşa, merkez cephenin komutanları olarak Barbaros’un oğlu Hasan Reis, manevi oğlu öteki Hasan reis, sağ cephe komutanı olarak Salih Reis, sol cephe komutanı olarak Seydi Ali Reis, ihtiyat kuvvetleri komutanı olarak Turgut Reis ve bunun emrindeki Sadık ve Güzelce Mehmet Reisler.[47]
Preveze önlerine gelen müttefik donanması Akçeom sahiline keşif müfrezesi gönderdiyse de Türkler’in tüfek ateşiyle karşılaştıklarından geriye döndüler; bu suretle karaya asker çıkarma teşebbüsü akim kaldı; fakat bu durum önüne gelen bazı düşman kadırgaları oradaki Türk askerleri üzerine gülle atıp oldukça fazla zayiat verdiler; bunun üzerine iki taraf arasında ateş başladı.[48]
Böylece Türklerin top ateşi karşısında Andrea Dorya, geri çekilmeye mecbur olmuştur. Andrea Dorya, bu ilk çarpışmadan sonra gece yarısı, Ayamavra adasına gelerek gemileri demirletti. Sabaha karşı Türk donanmasının kendilerine doğru hareket halinde olduğu haberini alan Andrea Dorya, savaşa girişip girişmemekte tereddüt etti; nihayet üç saat düşündükten sonra kumandanların ısrarı karşısında savaşa karar verdi.
Barbaros Hayrettin Paşa, hayrete şayan bir savaş yöntemi uygulayarak kendisinden kat kat üstün olan müttefikler donanmasını kesin bir yenilgiye uğrattı.[49] Melfi prensi tarafından alınan beklenmedik bir dizi karar ve rüzgârın yönündeki ani değişiklik Barbaros’un zafer kazanmasında etkili olmuştur. Osmanlı tarafı muzafferdir. Ve Hırıstiyan gemileri karanlık çökerken kaçarlar. Bununla birlikte kayıp sayısının az olması nedeniyle, her iki donanma da genel olarak sağlam kalır ve savaşa devam edebilme yeterliliğine sahiptirler.[50]Osmanlı amirali bu muharebenin galibi olur, fakat imparatorluk güçlerinin Novi şehrini zapt etmesini engelleyemez. Şehir ancak 6 Ağustos 1539’da geri alınır.[51]
Türk ve dünya deniz tarihinde çok önemli bir yeri olan Preveze zaferi, Akdeniz’e hakim olan Andrea Dorya’yı bu hakimiyeti, Barbaros Hayrettin Paşa’ya bırakmaya mecbur etti.[52]
Preveze Deniz Zaferi, ülkemizde Türk denizcilik tarihinin en önemli zaferlerinden birisi olarak kutlanırken, bazı batılı yazarlar beş-altı Venedik gemisinin batırıldığını, bu yüzden fazla önemsenmemesi gerektiğini belirtirler. Ancak Hammer dahi, Preveze’deki Haçlı donanmasının kaybını yüz yirmi sekiz gemi olarak verir.[53]
Barbaros Hayrettin Paşa 1543’teki Nice seferinden sonra bir daha sefere çıkmadı. Hayatta iken, bir denizci olarak yapılan gazaları anlatan “Gazavat-ı Hayreddin Paşa” eseri kaleme alınmıştır. Bu eserden elimizde, biri mensur, diğeri manzum olmak üzere iki orijinal nüsha bulunmaktadır. Bu orijinal eserin ikisi de çeşitli eserlerin yazarı, denizci bir aydın olan Seyyid Murat tarafından kaleme alınmıştır.[54]
Seyyid murad’ın donanmada hangi görevi üstlendiği belli değildir. Onun esas görevi deniz konuları yazmaktı ve belki de Hayrettin Paşa yanında bulunup seferlerini kaleme almıştı.[55]
6- OSMANLI- İSPANYOL MÜCADELESİ VE FRANSIZLARA DENİZDEN YAPILAN YARDIM:
Barbaros Hayrettin Paşa’nın meşhur Preveze muharebesinden sonra Akdeniz hakimiyeti Türklerin eline geçmiştir; Osmanlılar Macaristan davasıyla uğraşıyorlardı.1541 senesinde bir Osmanlı ordusu padişahın kumandası altında Macaristan’a giderken, Barbaros da yetmiş kadar kadırga ile Adriyatik sahilinin muhafazasına memur edilmişti.
Cezayir Beylerbeyliği Barbaros’un üzerinde ise de kendisi devlet merkezinde olduğundan orası kendi namına vekâletle idare olunuyor ve oradaki Türk korsanları serbestçe faaliyetlerine devam ediyorlardı.[56]
İspanya kralı Şarlken çok geçmeden, Cezayir’i ele geçirmek amacıyla bizzat harekete geçti. O, Andrea Dorya ile birlikte Ağustos 1541’de on iki bin yaya, bin atlı ve büyük bir donanma ile Cezayir’e yürüdü; ordusundaki papalık ile Malta şövalyelerine (Rodos şövalyeleri) ait savaş gemileri de vardı; böylece gemi sayısı beş yüz on yedi, asker sayısı da yirmi beş bine ulaşmıştı.Cezayir önlerine gelen bu büyük donanma, derhal asker çıkararak kaleyi şiddetle kuşatmaya başladı. Kale, Barbaros’un vekili Hadım Hasan Ağa tarafından savunuluyordu. Dört ay sürdürülen kuşatma savaşlarında oldukça zayiat veren Şarlken, geri çekilmek zorunda kaldı. (Aralık 1541)[57]
Kanuni devrinde Osmanlılar, Fransızlardan çok kuvvetli olduğundan, bu anlaşma esas itibariyle Fransızların Türklerden yardım istemesi şeklinde tecelli etmekteydi. Padişah 1541 senesinde Macaristan seferinde iken “Polin” veya “Pavlin” adlı bir Fransız elçisi Budin’de padişah tarafından kabul olundu. Polin, padişah ve bilhassa hükümet erkânıyla görüşmesi sırasında, Şarlken’in vaziyetlerini izah ile, Osmanlı hükümetinden yardım yapılmasını istemiştir.[58]
Barbaros Hayrettin Paşa’nın kumandasındaki yüz on kadırga ve dört mavnadan oluşan Osmanlı donanması, Akdeniz’e açıldı; Fransız elçisi Türk amiralinin gemisinde bulunuyordu. Donanma, Roçyo ve diğer bazı yerler fethedildikten sonra donanma Roma’nın iskelesi Ostiya’ya geldi; halk heyecan ve şaşkınlık içinde idi. “Şehre saldırılmayacağı” hususunda güvence verilip gerekli şeylerin parayla alınmasından sonra donanma, 24 Haziran 1543’de Marsilya’ya geldi. Burada Barbaros Fransız donanma kumandanı ile görüşerek uygulayacağı savaş planını sordu.fakat Fransızların henüz bir savaş planının olmamasına kızan Barbaros, yapılan görüşmelerden sonra Şarlken’in müttefiki Savua (Savois) dukasının elinde bulunan Nis’in fethine karar verdiler. Nis’in iç kalesinin kuşatılması sırasında, Fransızlar, Hayrettin Paşa’ya baş vurarak barutlarının bittiğini bildirip barut istemişlerdi; buna hayret eden Osmanlı Kaptân-ı Deryâ’sı, müttefik amirali Dük Dankiyene’e: “Ne güzel muharipler! Gemilerini şarap fıçılarıyla doldurup baruttan başka bir şey unutmuyorlar” demiş ve yanındaki Fransız elçisine dönerek: “İstanbul’da iken devletinin büyük çapta hazırlandığını söylediğin zaman benimle eğleniyor muydun?” diyerek ona çıkışmıştır.[59]

7- TURGUT REİS VE DENİZ SAVAŞLARI:
Turgut Paşa aslen Türktür; Menteşeli bir çiftçinin oğludur. Barbaros Hayrettin tarafından yetiştirilmiş, o da selefi gibi korsanlıkla işe başlamış ve nihayet Osmanlı hükümetine dehalet etmiştir.[60]
Turgut Reis, Tunus’un Mehdiyye limanını üs edindi. 1551 yılında, Trablusgarb’ı, Malta şövalyelerinin elinden aldı. Osmanlı hizmetine girerek Karlıeli Sancakbeyi oldu, tayininden sonra sancak merkezi olan Preveze’ye gitti.
Turgut Reis, 1552’de, Andrea Dorya’yı Ponza adaları civarında yapılan savaşta yendi. Andrea Dorya, Sardunya adasına doğru kaçtı. Türk donanması iki aydan fazla Batı Akdeniz’de dolaştığı halde, kendisini yardıma çağıran Fransız donanması görünmüyordu. Bunun üzerine Türk donanması geri döndü. Fransızlara destek olmak için, Şarlken’in müttefiki olan Cenevizlilerin elindeki Korsika adasına çıkarma yapmış, yardıma gelen düşman kuvvetlerini yenip adadan birçok esir almış, Korsika’nın müstahkem kalesini 17 Ağustos 1553’te teslim almıştır.[61]
Trablusgarb beylerbeyi olan Turgut Paşa evvelce kendisine ait olan Cerbe adasını İspanyollardan zapt etmek isteyerek muhasara etmişti; bunun üzerine Osmanlılara karşı hazırlanmış olan iki yüz parçadan mürekkep müttefik donanması Andrea Dorya kumandasında Cerbe önlerine geldi ve tarihçe meşhur Cerbe muharebesi yapıldı.
Bu muharebe, Andrea Dorya’nın Preveze’de Barbaros karşısında aldığı yenilgiden sonra vurulmuş ağır bir darbe oldu.[62]
Donanma-yı Hümâyûn, 1565 yılında, kendilerine Sen Jan Şövalyeleri diyen Hırıstiyan korsanların merkezi olan Malta adasını kuşattı. Sonradan gelip savaşa katılan Turgut Paşa, bu kuşatma sırasında şehit düştü. Turgut gibi büyük bir denizcinin ölümü Malta adasının zaptına imkân bırakmadığı için boş dönüldü.[63]



III- HİNT VE UMMAN SEFERLERİ
Avrupa ticareti için büyük bir dehşet sebebi olmak üzere piyale, Turgut ve Salih adalar denizinde hakim olmakta ve Akdeniz’in her tarafında dolaşmakta iken, tanınmış deniz kaptanları Pirî Murat ve Seydi Ali Reisler, Osmanlı bayrağını Arap ve Acem körfezleriyle Hint denizinde dalgalandırıyorlardı.[64]
Vasgo do Gama’nın 1498 yılında Ümit Burnu’nu keşfetmesinden sonra, Portekiz, Hint Okyanusuna hakim olmuş ve bu yeni yoldan Hindistan’a ve Uzak Doğu’ya ulaşmıştı. Böylece, Kızıl Deniz’de de stratejik noktaları işgal edilmiş olan Portekiz, Basra, Hicaz ve Yemen’de Osmanlı Devleti ile karşı karşıya gelmişti.[65]Bundan başka Portekizlilerin mezalimlerinden dolayı Gücerat hükümdarı Bahadır Şah da Osmanlılardan yardım istiyordu.
Bunların müracaatı, Osmanlıların bu taraftaki menfaatleri icabı olarak göz önüne alınarak Süveyş limanında donanma inşasıyla Hindistan sularına kuvvetli bir sefer yapılması kararlaştırılıp bu iş için Hadım Süleyman Paşa görevlendirilmiştir.
Süveyş donanması hazırlandıktan ve içerisine yedi bin asker konulduktan sonra Hadım Süleyman Paşa kumandasıyla 1538 Haziran’da hareket etmiş ve ilk icraatı olarak Kızıldeniz’in kapısı olan Aden’i zapt etmekle işe başlamıştır.[66]
Süleyman Paşa’nın Yemen’e, oradan da Mısır’a dönmesinden sonra, Portekizliler, Kızıldeniz’e girdiler, Cidde’ye saldırdılar. Fakat kale dizdarının ve Mekke Emiri Şerif Numey’in kahramanca karşı koymasıyla, püskürtüldüler. Portekizliler, Cidde’yi alabilselerdi, oradan Mekke’ye yürüyeceklerdi, İslâmın kutlu beldesini tehdit edecekler, belki de zapt edeceklerdi! Osmanlıların sadece bu tehlikeyi önlemeleri bile, onların Hicaz ve Yemen’de bulunuşlarının ne denli gerekli olduğunu göstermeğe yeter.[67]

1- PİRİ REİS VE HİNT SULARINDAKİ FAALİYETİ :
Tam adı Muhiddin Pirî olan Pirî Reis’in doğum tarihi kesin olarak bilinmiyor.1465-1470 arasında Gelibolu’da doğdu. Kahire’de öldü.[68]
Amcası ünlü denizci Kemal Reis’in yanında yetişti. 1487-1493 arasında onunla birlikte Akdeniz’in batı kıyılarında korsanlık yaptı. 1500-1502 seneleri arasında Venedik’e karşı yapılan sefere ilk kez savaş gemisi kaptanı olarak katıldı ve büyük başarı gösterdi. Kristof Kolomb’un dünya haritasından da yararlanarak bir dünya haritası çizdi.(1513) Mısır’ın fethi sırasında Osmanlı donanmasında komutan olarak bulundu.(1517) 1522’de Rodos seferine katıldı. 1528’de ikinci bir dünya haritası çizdi. Bu tarihten sonra güney denizlerinde görev yapan Pirî Reis 1547’de Süveyş’teki Osmanlı donanmasının komutanlığına (Hint kaptanlığı) getirildi.[69]
Hint Okyanusu’nu “Portekiz okyanusu” haline getirmiş olan Portekizliler, Aden’i işgal ettiler. Bu sebeple ikinci sefer 1551 senesinde Pirî Reis kumandası altında icra edildi. Mısır kaptanı unvanını alan Pirî Reis otuz gemi ile Süveyş’ten çıkarak Maskat sahillerini zapt etti.[70]
Portekizliler, Hürmüz kalesine kaçtılar. Pirî Reis, kaleyi kuşattıysa da almadı. Basra şehrine gitti. Portekiz donanmasının Basra’yı kuşatacağını haber alan Pirî Reis, 1553 yılında, üç gemi ile Basra’dan ayrıldı, Süveyş’e, oradan Kahire’ye gitti. Pirî Reis, Hürmüz kalesini kuşatmadaki başarısızlığından ve Basra’da gemilerin çoğunu ve askerleri bırakmasından dolayı suçlu görülerek Mısır divanında başı kesildi ve malları müsadere olundu.[71]

2- MURAD REİS’İN SÜVEYŞ KAPTANLIĞI :
Pirî Reis’in ortadan kaldırılmasından sonra Süveyş kaptanlığı eski Katif sancakbeyi Murat Reis’e verildi ve Portekiz donanmasının Hint ve Aden sularında faaliyetlerini arttırması sebebiyle Basra körfezindeki donanmayla birlikte orada kalması emredildi. Murat Reis, bir ara, bir kısım gemilerle Basra’dan ayrılırken Hürmüz adası civarında rastladığı Portekiz donanmasıyla tutuştuğu şideetli bir savaşta, başarılı olamayıp yeniden Basra körfezine döndü. Bu çatışmada ünlü kaptan Süleyman ve Recep Reis’ler şehit olmuşlardı. Bunun üzerine Murat Reis, Pirî Reis gibi idam edilmemekle birlikte derhal görevden alındı.(1552)[72]

3- SEYDİ ALİ REİS :
Murat Reis’in Portekizliler karşısında yenilişi ve bu yüzden Osmanlı Kızıldeniz donanmasının Basra körfezinde mahsur vaziyette kalışı padişahı oldukça sinirlendirmiş; bunun için donanmayı Basra körfezinden çıkarıp getirecek bir kaptan olarak Hızır Bey’in oğlu Seydi Ali Reis padişah tarafından görevlendirilmişti.[73]
Halep yoluyla Basra’ya gelen Seydi Ali Reis on beş kadırgayı Basra körfezinden dışarı çıkarmak istedi; İran sahilini takip etti. Yolda yirmi beş gemilik bir Portekiz filosuyla karşılaştı, onları yenip dört gemilerini zapt etti. Diğer bir Portekiz filosunu Maskat açıklarında perişan etti, Portekiz gemilerinin bir kısmı battı, bir kısmı gece karanlığında kaçtı. Türk donanımsı İran ve sonra Belücistan sahiline düştü, Güvedar sultanı Celâleddin ibn Dinâr, Seydi Ali Reis ve leventlerine yardım etti, ihtiyaçlarını karşıladı.[74]
Seydi Ali Reis İstanbul’a gelmek üzere karadan yola çıktı; Sind, Hint, Zabolistan, Bedehsan, Maveraunnehir, Harezm, Horasan, İran memleketlerinden geçerek Anadolu yoluyla üç senede İstanbul’a geldi.
Seydi Ali Reis, bu seyahatten bahis ile kaleme almış olduğu “Mir’âtü’l-Memâlik” isimli eserini Sultan Süleyman’a takdim ederek seksen akçe yevmiye ile hünkâr müteferrikası oldu ve arkadaşlarına da ikram edildi.[75]
Teşebbüsleri ve sergüzeşti ile büyük şöhret kazanan Seydi Ali Reis de Hint denizlerinde Osmanlı hakimiyetini temin itibariyle mühim bir netice elde edememiştir. Mağlubiyetinden sonra bir daha Hint denizi üzerinde tecrübede bulunulmadı.[76]
Sumatra ve Malaka yarımadalarını elinde tutan Açe İslâm Devleti Portekizlilerin buraları almak istemeleri üzerine Osmanlı Devletine müracaat etmiş idi. Osmanlı Devleti bu İslâm Devletinin müracaatını kabul ile Süveyş’teki donanma ile yardıma karar verdi; Süveyş kaptanı kurdoğlu Hızır Reis bu sefer memur tayin edildi.
Tam bu sırada Yemen’de bir ayaklanma oldu ve Hızır Reis Yemen’e gönderildi. Ancak lazım gelen harp levazımı bu İslâm devletine gönderildi.[77]SONUÇ

Tarihçiler, on altıncı yüzyıla, isabetli olarak, “Türk asrı” demektedirler. Bu yüzyıldaki Türk devletlerinin en büyüğü, en önemlisi de Osmanlı Cihân Devleti idi.
Kanuni Sultan Süleyman zamanında, ordu ve donanma, dünyadaki ordu ve donanmaların en üstünü olmuştu, toprak yönetimi tekemmül ettirilmişti. Şüphesiz bu üstünlük bir tesadüfün sonucu değil, II. Bayezid, Yavuz Selim gibi tecrübeli devlet yöneticilerinin başarılı politikalarının ve Kanuni döneminde Osmanlı hizmetine girerek önemli başarılar elde eden Türk denizcilerinin gayretlerinin birer sonucudur.
Kara ordusunda önemli başarılar elde etmiş olan Osmanlı Devleti, bir cihan devleti olduğunu, Kanuni döneminde gerçekleştirilen başarılı fetihlerle kabul ettirmiştir. Barbaros Hayrettin Paşa gibi ünlü Türk denizcilerinin gayretleri neticesinde Akdeniz bir Türk gölü haline getirilmiştir, Güney İtalya kıyıları, Tunus, Trablusgarp, Cezayir Osmanlı Devleti topraklarına katılmış, Rodos ve Bodrum gibi adaların ele geçirilmesiyle de Akdeniz’deki ticari üstünlük Osmanlı Devleti’nin eline geçmiştir.
Aynı zamanda Hint okyanusuna yapılan seferler neticesinde, Osmanlı gemilerinin Hint okyanusunun dalgalarına dayanıklı olmadığı anlaşılmış ve bu doğrultuda daha dayanıklı ve teçhizatlı gemiler inşa edilmiştir.
Sonuç olarak diyebiliriz ki bu önemli başarılardan Kanuni’nin 1566’da ölümüne kadar geçen süre içinde Osmanlı İmparatorluğu Akdeniz’in en büyük gücü ve birçok bölümünün kesin hükümdarı olmuştur.














BİBLİOGRAFYA

1- AFYONCU, Erhan; Sorularla Osmanlı İmparatorluğu,c. III, İstanbul, 2003.
2- AKGÜNDÜZ, Ahmet; Bilinmeyen Osmanlı, Ankara, 1999.
3- AYVERDİ, Sâmiha; Türk Tarihinde Osmanlı Asırları, c. I, İstanbul, 1977.
4- BÜYÜKTUĞRUL, Afif; “Preveze Deniz Muharebesine İlişkin Gerçekler”, Belleten, c. 37, S. 1145, Ankara, 1973, s. 51-85.
5- GALLOTA, Aldo; “Gazavât-ı Hayreddin Paşa”, Belleten, (çev:Salih Akdemir), c. 45/2, S. 180, Ankara, 1981, s. 473-501.
6- GALLOTA, Aldo; “Seyyid Murad’ın Gazavât-ı Hayreddin Paşa Adlı Eseri”, Erdem, (Çev:Mahmut Şakiroğlu), c.4, S. 10, Ankara, 1988, s. 127-163.
7- HÂMİT ve MUHSİN; Türkiye Tarihi, İstanbul, 1930.
8- JOSEPH VON HAMMER; Osmanlı Devleti Tarihi, (Çev:Mehmet Ata), c. II, İstanbul, 1983.
9- JOSEPH VON HAMMER; Büyük Osmanlı Tarihi, c. III, İstanbul, 1990.
10- KARAL, Enver Ziya; İslâm Ansiklopedisi (M.E.B), “Barbaros Hayrettin Paşa Maddesi”, c. II, İstanbul, 1982.
11- KOMİSYON; Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi, c. V, İstanbul, 1980.
12- KOMİSYON; Ana Britanica, c. X, İstanbul, 1988.
13- KOMİSYON; Mufassal Osmanlı, c. II, Ankara, 1970.
14- KOMİSYON; Türkler Ansiklopedisi, c. IX, Ankara, 2002.
15- KOMİSYON; Osmanlı Ansiklopedisi, c. II, Ankara, 1999.
16- MAKSUDOĞLU, Mehmet; Osmanlı Tarihi, İstanbul, 2001.
17- ÖZTÜNA, Yılmaz; Büyük Türkiye Tarihi, c. III, İstanbul, 1977.
18- TURAN, Şerafettin; İslâm Ansiklopedisi, (T.D.V), “Barbaros Hayrettin Paşa Maddesi”, c. V, İstanbul, 1992.
19- UZUNÇARŞILI, İ. Hakkı; Osmanlı Tarihi, c. II, Ankara, 1998.
20- UZUNÇARŞILI, İ. Hakkı; Osmanlı Devletinin Merkez ve Bahriye Teşkilatı, Ankara, 1988.
21- YÜCEL, Yaşar; Türkiye Tarihi, c. II, Ankara, 1990.
[1] Komisyon; Mufassal Osmanlı, Ankara, 1970, c.II, s. 912.

[2] Yaşar, Yücel; Türkiye Tarihi, Ankara, 1990, c.II, s. 262.

[3] İ. Hakkı, Uzunçarşılı; Osmanlı Tarihi, Ankara, 1998, c.II, s. 313.

[4] Komisyon; Mufassal Osmanlı, Ankara, 1970, c. II, s. 925.

[5] İ.Hakkı, Uzunçarşılı; Osmanlı Tarihi, Ankara, 1998, c. II, s. 376-377.

[6] Yaşar, Yücel; Türkiye Tarihi, Ankara, 1990, c. II, s. 289.

[7] İ. Hakkı, Uzunçarşılı; Osmanlı Tarihi, Ankara, 1998, c.II, s. 387-388.

[8] Mehmet, Maksudoğlu; Osmanlı Tarihi, İstanbul, 2001,s. 162.

[9] İ. Hakkı, Uzunçarşılı; Osmanlı Tarihi, Ankara, 1998, c. II, s. 392.

[10] Mehmet, Maksudoğlu; Osmanlı Tarihi, İstanbul, 2001, s. 163.

[11] Ahmet, Akgündüz; Bilinmeyen Osmanlı, İstanbul, 1999, s. 156.

[12] İ. Hakkı, Uzunçarşılı; Osmanlı Tarihi, Ankara, 1998, c. II, s. 398.

[13] Mehmet, Maksudoğlu; Osmanlı Tarihi, İstanbul, 2001, s. 165.

[14] İ. Hakkı, Uzunçarşılı; Osmanlı Tarihi, Ankara, 1998, c. II, s. 398-399.

[15] Yaşar, Yücel; Türkiye Tarihi, Ankara, 1990, c. II, s. 262.

[16] İ. Hakkı, Uzunçarşılı; Osmanlı Tarihi, Ankara, 1998, c. II, s. 313.

[17] Komisyon; Mufassal Osmanlı, Ankara, 1970, c. II, s. 800.

[18] Yılmaz, Öztuna; Büyük Türkiye Tarihi, İstanbul, 1977, c. III, s. 335-336.

[19] İ. Hakkı, Uzunçarşılı; Osmanlı Tarihi, c. II, s. 313.

[20] Yaşar, Yücel; Türkiye Tarihi, c. II, s. 263.

[21] Komisyon; Mufassal Osmanlı, c. II, s. 807.

[22] Yılmaz, Öztuna; Büyük Türkiye Tarihi, c. III, s. 340.

[23] Sâmiha, Ayverdi; Türk tarihinde Osmanlı Asırları, İstanbul, 1977, c. I, s. 343-344.

[24] Yılmaz, Öztuna; Büyük Türkiye Tarihi, c. III, s. 342.

[25] Komisyon; Mufassal Osmanlı, c. II, s. 912.

[26] Yaşar, Yücel; Türkiye Tarihi, c. II, s. 281.

[27] İ: Hakkı, Uzunçarşılı; Osmanlı Tarihi, c. II, s. 364-367.

[28] Erhan, Afyoncu; Sorularla Osmanlı İmparatorluğu, İstanbul, 2003, c. III, s. 127.

[29] Şerafettin, Turan; “Barbaros Hayrettin Paşa maddesi”, T.D.V.İslâm Ansiklopedisi, İstanbul, 1992, c. V, s. 65.

[30] Enver Ziya, Karal; “Barbaros Hayrettin Paşa Maddesi”, İslâm Ansiklopedisi (M.E.B), İstanbul, 1982, c. II, s. 311.

[31] Yaşar, Yücel; Türkiye Tarihi, c. II, s. 284.

[32] Yaşar, Yücel; Türkiye Tarihi, c. II, s. 285.

[33] Komisyon; Mufassal Osmanlı, c. II, s. 925.

[34] İ. Hakkı, Uzunçarşılı; Osmanlı Tarihi, c. II, s. 372-373.

[35] Joseph Von Hammer; Büyük Osmanlı Tarihi, İstanbul, 1990, c. III, s. 146.

[36] Mehmet, Maksudoğlu; Osmanlı Tarihi, İstanbul, 2001, s. 156-157.

[37] Yaşar, Yücel; Türkiye Tarihi, c. II, s. 286.

[38] Mehmet, Maksudoğlu; Osmanlı Tarihi, s. 157.

[39] İ. Hakkı, Uzunçarşılı; Osmanlı Tarihi, c. II, s. 374.

[40] Yılmaz, Öztuna; Büyük Türkiye Tarihi, c. III, s. 471.

[41] İ. Hakkı, Uzunçarşılı; Osmanlı Tarihi, Ankara, 1998, c. II, 375.

[42] Yaşar, Yücel; Türkiye Tarihi, Ankara, 1990, c. II, s. 286.

[43] İ. Hakkı, Uzunçarşılı; Osmanlı Devleti’nin Merkez ve Bahriye Teşkilatı, Ankara, 1988.

[44] Yılmaz, Öztuna; Büyük Türkiye Tarihi, İstanbul, 1977, c. III, s. 477.

[45] İ. Hakkı, Uzunçarşılı; Osmanlı Tarihi, Ankara, 1998, c. II, s. 376.

[46] Mehmet, Maksudoğlu; Osmanlı Tarihi, İstanbul, 2001, s. 157.

[47] Afif, Büyüktuğrul; “Preveze Deniz Muharebesi”, Belleten, 1973, c. XXXVII, 145, s. 80.

[48] İ. Hakkı, Uzunçarşılı; Osmanlı Tarihi, Ankara, 1998, c. II, s. 376-377.

[49] Yaşar, Yücel; Türkiye Tarihi, Ankara, 1990, c. II, s. 287-288.

[50] Ersin, Gülsoy; “XVI-XVII: Yüzyıllarda Akdeniz’de Osmanlı Hakimiyeti”, Osmanlı Ansiklopedisi, Ankara, 1999, c. II, s. 589-606.

[51] Nigvela Angel De Bones; “Kanuni, Barbaros Paşa ve V. Charles! Akdeniz Dünyası”, Türkler Ansiklopedisi, Ankara, 2002, c. IX, s. 392-397.

[52] Yaşar, Yücel; Türkiye Tarihi, Ankara, 1990, c. II, s. 288.

[53] Erhan, Afyoncu; Sorularla Osmanlı İmparatorluğu, İstanbul, 2003, c. III, s. 131.

[54] Aldo, Gallota; “Gazavat-ı Hayreddin Paşa”, Belleten, (çev: Salih Akdemir), Ankara, 1981, c. 45/2, 180, s. 473-501.

[55] Aldo, Gallota; “Seyyid Murad’ın Gazavat-ı Hayrettin Paşa Adlı Eseri”, Erdem, (Çev: Mahmut Şakiroğlu), Ankara, 1988, 10, s. 127-163.

[56] İ. Hakkı, Uzunçarşılı; Osmanlı Tarihi, Ankara, 1998, c. II, s. 380.

[57] Yaşar, Yücel; Türkiye Tarihi, Ankara, 1990, c. II, s. 289.

[58] Komisyon; Mufassal Osmanlı, Ankara, c. II, s. 951-952.

[59] Mehmet, Maksudoğlu; Osmanlı Tarihi, İstanbul, 2001, s. 159.

[60] Hâmit ve Muhsin; Türkiye Tarihi, İstanbul, 1930, s. 111.

[61] Mehmet, Maksudoğlu; Osmanlı Tarihi, İstanbul, 2001, s. 160-161.

[62] İ. Hakkı, Uzunçarşılı; Osmanlı Tarihi, Ankara, 1998, c. II, s. 387-388.

[63] Mehmet, Maksudoğlu; Osmanlı Tarihi, İstanbul, 2001, s. 162.
[64] Josaph Von Hammer; Osmanlı Devleti Tarihi, (Çev: Mehmet Ata), c. II, s. 69.

[65] Mehmet, Maksudoğlu; Osmanlı Tarihi, İstanbul, 2001, s. 162.

[66] İ. Hakkı, Uzunçarşılı; Osmanlı Tarihi, Ankara, 1998, c. II, s. 392.

[67] Mehmet, Maksudoğlu; Osmanlı Tarihi, İstanbul, 2001, s. 163.

[68] Komisyon; Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi, “Pirî Reis Maddesi”, İstanbul, 1990, c. IX, s. 4533.

[69] Komisyon; Ana Britanica Ansiklopedisi, “Pirî Reis Maddesi”, İstanbul, 1989, c. XVII, s. 627.

[70] Hâmit ve Muhsin; Türkiye Tarihi, İstanbul, 1930, s. 86.

[71] Ahmet, Akgündüz; Bilinmeyen Osmanlı, İstanbul, 1999, s. 156.

[72] İ. Hakkı, Uzunçarşılı; Osmanlı Tarihi, Ankara, 1998, c. II, s. 398.

[73] Komisyon; Mufassal Osmanlı, Ankara, 1970, s. 1007.

[74] Mehmet, Maksudoğlu; Osmanlı Tarihi, İstanbul, 2001, s. 165.

[75] İ. Hakkı Uzunçarşılı; Osmanlı Tarihi, Ankara, 1998, c. II, s. 398-399.

[76] Hâmit ve Muhsin; Türkiye Tarihi, İstanbul, 1930, s. 87.

[77] İ. Hakkı, Uzunçarşılı; Osmanlı Tarihi, Ankara, 1998, c. II, s. 400.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Yazar Mesaj

kanuni zamanında deniz aşırı seferlerde neden başarılı olamamıştır

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var: Bu forumdaki mesajlara cevap verebilirsiniz
Bilgi Deposu :: Sorucevap :: Sorucevap -
Yeni Başlık Gönder Cevap Gönder